22 Haziran 2008 Pazar

)ekşına tam gaz devam(

Stajdayken insan etrafında duyduklarından oldukça etkileniyor? Misal benim gibi duyduğu bişeyi ana gündem maddesi haline getirebiliyor. İşin özü şu ki stajda kulak kabarttığım bi telefon görüşmesi bi kaç gündür aklımdan çıkmamakta, çıkmadığı gibi benim adı konmamış bi çok kuralla tehlikeli bi münasebet içine girmeme varan bi sürecide beraberinde getirmekte…
Velhasıl kelam konuyu daha da açmak gerekirse söz konusu telefon görüşmesinin içeriği şu şekilde;

Hemen hepsi doktor, mimar ya da ne bileyim editör gibi elit kozmopolit bayanlardan oluşan bir kitlenin ev partisi düzenlemek istedikleri ve onların bu partilerinde müzik ve dans eşliğinde “slip”ine kadar soyunarak şovunu gerçekleştirecek bir erkek aradıklarının bilgisini öğrendim. Ulan dedim kendi kendime :) biz burada bütüm bi hafta boyunca dekupe yapalım, efendime söyliyim sayfa mizanpajı yapalım şudur budur derken elin herifi iki kıçını sallasın, dolarları cebine indirsin.
Ajansda öğlen paydosunda herkes yemğe çıkmış, bense o yemeye çıkanların üstüme yığdığı işleri tamamlamaya çalışırken bu nevrotik duygular eşliğinde ciddi ciddi bu konuyu düşünmeye başladım..

Ben mi? :)
Nerr-deeğ yemeğe çıkıyorum?!?!

aslına bakılırsa bana kimsenin yemeğe çıkmayacaksın falan dediği yok, ama şu da bi gerçek ki staj yerim “Nişantaşı” nda! Ne haddime yemek yemek, ben onlar gibi elit miyim? Kozmopolit miyim? :) işin garibi de buya, esasen benim onlardan daha entelektüel, daha kozmopolit, daha jiks takılmam gerekir, güzel sanatlarda okuyan ben miyim yoksa onlar mı?!!

Buradan aldığım şevk ve ara gazıyla kafamda projemi tasavvur etmeye başladım..

Söz konusu bu ev partileri oldukça moda olmalıydı.. yüksek mekteplerde okumuş, herkesin hayallerini süsleyen mevkilerde çalışan bu insanlar, tezat buya, hayatın gerçekleriyle yüz yüze gelmemiş idiler ve yoğun iş temposunun koşuşturmacası içinde yaratabildikleri boş vakitlerinde bir araya gelerek, bize oldukça sıradan gelen, hatta bizim kanıksamadığımız bile bir takım “ritüel”leri gerçekleştirmek arzusu içinde yanıp tutuşuyor olmalıydılar..

hiçbir orta halli ailenin balkona masa atıp çilingir sofrası kurması ve aile dostlarıyla birlikte rakı kavun olayına girmesi, bu işi yapan ailenin gözünde “ritüel” olarak tanımlanmamıştır. Bu onlar için kanıksamadıkları, farkına bile varmadıkları hayatlarının içinden bişeydir.

Ama bizim elit kozmopolit tayfa için bu tarz şeyler farklı anlamlar ifade ediyor olmalıydı..
Onlar herkesin yaşadığı bu ve benzer bir takım” renk”lerin içinde yer alamamanın ezikliğini yaşıyor ,
ve bu noktada da bu ihtiyaçlarını, benim teorime göre “konseptli ev partileri” düzenleyerek gideriyorlardı..


Hemen senaryoyu yazalım :)

Doktor, mimar yada editör gibi belli bi “havası” olan meslek gurupların da çalışan hanımlarımız, rakı kavun olayını merak etmişler, ve bu “mevzuu”yu tatbik ederek yaşamak istemişlerdir.
Hemen bir buluşma günü belirlenir, şampanya kadehleri kaldırılır, yerlerine mübarek rakı bardakları konur, yada ne bileyim , olayı abartıya götürüp örtü yerine masanın üzerine gazete kağıtları serpiştirilir.., peynirin “Ezine”si, karpuzun “Diyarbakır”dan geleni alınır ve o akşam için gerekli tüm hazırlıklar büyük bi titizlik ve heyecan içinde icra edilir..

Zaten büyük oranda da olayın bu aşamasından zevk alırlar, bu aşama sayesinde manavdan karpuz seçmenin ne demek olduğunu, bu gibi vesilelerle bir şampanya kadehi fiyatına, 12 lik rakı bardağı seti alınabildiği realitesinin farkına varırlar.. Fransalardan bilmem kaç bin yüz avro lara getirttirdikleri peynir yerine, 20 kâğıt vererek Ezine peyniri alabildiklerini görüp, üstelik bnu peynirin çok daha leziz olduğunun farkına vardıklarında, “ ayy şekerim, inanılır gibi değil, şu güzelliği sadece 20 “ye-ta-le”ye aldım” diyerekten başlarlar konuşmaya…

Bu arada ritüel zaten yaşanmaya çoktan geçmiştir, ellerine onca malzeme vardır artık..! Dediğim gibi onlar için pazara gitmek, domates seçmek, hayatın gerçekleriyle yüz yüze gelmek zaten çok önemli, hatta saatlerce üzerine konuşulabilinecek durumlardır.
Kaldı ki o akşam buluşup ritüel e “start” verdiklerinde, sabahlara kadar konuşacakları da,
o akşam öncesi kendilerine çok farklı gelen hazırlık aşamasındaki anıların toplamıdır …!?!?

Tabi yaşayacakları bu “ritüel”in içine, kendi ritüellerinden de bişeyler katmadan yapamazlar. Sonuçta onların yaptığı bu iş, sokaktaki sıradan vatandaşın yaptığınkinden farklı olmalıdır, zira elit kozmopolitler egosu şişik insanlardır. Lüks rezidans larının kapıcısı hasan emminin, geceleri apartmanın arka tarafına kurduğu rakı sofrasından alınan hazzı merak eder, hemen bunu kendi hayatlarında da uygulamaya koyarlar, ancak gel görki, burunlarından kıl aldırmaz bu insanlar, kendi yaptıklarının hasan emmimim yaptığından daha anlamlı, daha farklı bişey olduğu konusunda diretirler.

Ne bileyim;

“biz var olanın üzerine bişeler daha ekleyerek türe yeni bi soluk getirdik” yada benzer çıkışlar, onların kendilerini savunurken başvurduğu cümlelere örnek olarak gösterilebilir..

Peki ne ekleyebilirler ki?
“KONSEPT” anam konsept.., Daha ne olsun..?!?!

Ulan önce bi adam gibi icra edin elinizdekini.., ama yok, bu onların lugatında yoktur,
onlar türe yeni bişey getirmek durumundadırlar, en basitinden pijamalar eşliğinde , yada ne bileyim, herkesin üzerinde asker fanilası olsun şeklinde birden çok olguyu piç ederek karıştırır, ortaya sentez mi desem, harman mı desem ne desem bilemiyorum ama anladınız siz onu , işte o dediğimden yapmayı çok severler.

Hemen senaryoyu yeniden şekillendirelim,
Rakı kavun olsun, ayağımızda topuklular, mekanda mumlar, fonda “partizane” önümüzde seksi bişeler .., “sabbaha kadar dans sabbaha kadar eğlence”

Ohh mis valla,
Hem damağa, hem göze, hem de işitsel duyusal tepkisel derken 5 duyu organının da kolektif çalışması sonucunda, onlara cennetin saklı bahçelerini gösterecek bi konsept belirlemiş olurlar..

İşte bu noktada ben, bu ritüele nasıl “sanatımla” sızabilirim in derdine düştüm..
“ketırink” firmasında çalışsam onların eğlencesine garson olarak katılayım diyecem ama, daha önce benzer girişimlerin garson yada vestiyer görevlisi olarak işin sanat kısmı namına, sürece bi katkı sağlayamadığımı bana gösterdi.. İşte bu noktada,

Gene(!).., ulan dedim kendi kendime..
Bak dedim, sanat için soyunmak bu olsa gerek, daha nasıl bi fırsat yaratabilirsin ki adı sanat için soyunmak olsun! Sanat için anca böyle soyunulur ;)

Yap kardeşim sen de bi konsept, uydur sende işin gidişatını sanatsal bi akıma, ilkeye, manifestoya.. verr coşkuyu verr! Bienallere bile katılırsın valla (?)

Bu ara gazından sonra içimi bi heyecan bürüdü, bismillah diyecek yüzü kendimde bulamadan koyuldum işe..

Koyulmadan düşündüm gerçi,
Adı konmamış kuralları çiğniyor, öteden beridir var olan kıstasların dışında hareket ediyordum.. ulan daha ne ? “Striptiz” adı altında soyunacaktım, sonra buna sanat desem ne fayda , yorumların dönüp dolaşacağı yer gene b*k çukuru.., hee kardeşim doğru diyorsun, senin yaptığın gösteri aynı “sanat” diyip geçerler, bi kartını da isterler ama ;)

Başkaları ne der bilemem ama sonuçta ben bu işe sanatsal bi soluk getirmek adına start verdim;
Ürünü teşhir ederek göze hitap etmekten ziyade, belli bi konsept etrafında soyunmaktan bahsediyorum.. Bellediğim çıkış noktası etrafında vücudumu arz-ı endam ederken:
ortamdaki müzik, belki de soyunmazdan önce üzerimde bulunan giysiler, gösterimi yaparken
elimde tutarak sürece katkı sağladığını düşündüğüm birtakım nesneler (( kırbaç olmasında) sonra onu sanata bağlamak zor olur) toparlamak gerekirse gösteri esnasındaki her bişey, ama hepsi birden yaptığım gösteriyi başkalarının yaptığından farklı kılacak, sanatçı(:P) çizgimden beni uzaklaştırmayacak, aksine “vauvv be, bu çocuğun yaptığı başka bişey” gibi yorumların ağızlardan dökülmesine sebep olacaktı..

işte kafamda tasavvurunu kurduğum bu şeylerin olmasını sağlayabilecek, gösterinin sonunun fiyasko yada “oldukça tatmin ediciydi” gibi yorumlar yerine “sanatsal” sözcüğüyle bezenmiş cümlelerle tamamlanabilmesi adına, çıkış noktam, altyapım, üstyapım, her bişeyim eksiksiz olmalıydı..

Striptiz vidyoları izleyerek altyapıyı güçlendirecek halim yok herhalde!
Böyle bişey, aynı elit kozmopolitlerin klasik savunma yöntemlerini kulislerde zikretmesi gibi bir duruma sürekler beni.., artık bende gösterimden sonra kendimi şöyle savunurum;
“hayır canım benimkisi daha başka bişey, türe yenilik getiriyor, var olanın üstüne bişeyler koyuyor!?!?!”

İşte bunu dememek için önce yaptığım şeyin sağlam bi temele sahip olduğuna, en başta kendimi inandırmam gerekiyor..

Benim kafamdaki plan şu!
Öncelikle farklı bi dans stili, öyle bi elde kırbaç, diğerinde gömleğimi kement gibi sallandırarak klasik kovboy fantezilerinden uzak durmalıyım.. böyle bi fantezi olduğunu nereden bildiğimi sormayın, tahmin ediyorum(!) sustum ;)
Farklı derken kastım kasati boya değil elbette, mesela modern dans gibi bi tür üzerinden tola çıkmalı, ama bunlada yetinmemeli, ayrıca benzeri dans ve oyun türlerini modernize etmek, yada ne bileyim manipüle etmek gibi bişey yapmalıyım..

Bu arada ben henüz hayatımda,
Sanırım 2004 yılını 2005 yılına bağlayan geceyi kutlamak üzere gittiğimiz davet, sınırlı sayıdaki doğum günü partileri ve tabi en önemlisi lise mezuniyet partisi dışında dans etmemiş biriyim,
bu saydıklarımda da durmadan kızın ayağına basp basıp durmuşumdur, sanki çok güzel örneklermiş, bu örneklerde çok büyük bi başarım göstermişim gibi bide sıralıyorum burada!?!

Ama öyle yada böyle modern dans farklı bişey, bireysel yapılabişlecek olması ilgimi çekiyor, ben 1.90 boyumla karşılıklı dans edecek pozisyonda olmasam da, tahmin ediyorum ki sahne sadece bana verilse, en azından izleyicileri domates atacak noktaya getirmeden, kendimce bişeyler yapabilirim..

modern dans tam olarak nasıl bişeydir, nedir bilmiyorum ama, ben icabında horon gibi geleneksel halk oyunlarından da “bişeyler” alarak, hepsinin harmanında modern bi üslupla beynelmilel bişeyler yapmak arzusundayım.. yoksa modern den kastım eski kız arkadaşımın her perşembe gittiği modern dans kursunda, yaptığı figürler ve benzeri şeyler değil..,

asıl sorun benim o figürleri bile bilmiyor olmam, orda ne yaptığını görmemiş, çözememiş olsam da en azından anlattıklarından anladığım şey, hiçbir kural ve kalıba sığmadan, yapanlar tam olarak kabul etmekte kararsız kalsada, esasında “spontane” bir kaligrafi etrafında şekillenen bir takım hareketlerin kompoze edilmesi, kotarılması, yamanması olarak tanımlıyorum ben ..!??

en azından anlattıklarından aklımda kalan, daha doğru bi ifadeyle benim kafamda şekillendirdiğim haliyle olayın özü bu şekilde! Mademki öyle bişey, bende pek ala kendimce uçuk, sarsıcı, garip ve bi o kadar da “seksi” bi kaligrafi hazırlar, kendi çapımda kendi modern dans ımı icra ederim. Bu işe gönül vermiş modern dansçıları da kızdırmamak adına yaptığım şeye modern dans değil de “modern dens” derim olur biter! :P

bu arada müzik de çok önemli, zaten böyle bi projeye eğilimleşmemi yeni keşfettiğim bir müzik türüne borçluyum..
bana kuvvet veren noktaların en kuvvetlisi, kullanacağım müzik türünün farklılığı olacak! Yeni duyduğum bu müzik türünün adı “landescape“! (umarım adını doğru yazmışımdır)

bu müzik türünün kendi içinde belli bazı kategorileri olmakla birlikte, benim ilgilendiğim türevi şu;
çıkış noktası olarak belirlenen “tek bir” sesin, birtakım “editing” ve çeşitli diğer bazı işlemlerden geçirilerek, yeniden ve bambaşka bişey olarak, “eser” yada en basit tanımıyla kulağa hoş gelecek bi müzik olarak karşımıza çıkartılması…


bi saniye, önce itirafımı yapayım, sonra devam edecem..,
yani anlayacağınız, sanatsal bişeyler yapmak istek ve arzusuyla tutuşuyor ama resmen yapacağım şeye dair bi b*k bilmiyorum, işin gerçeği bu !

ohh rahatladım, şimdi amatör ruhumla kendi hayal dünyamdaki fantezilerimi paylaşmaya devam edebilir, senaryonun finalini sizlerle paylaşabilirim..,

bizim elit kozmopolitler ritüele başlamış olsun, ye iç gül, eylen dostlar..!
ve bi anda ışıklar azaltılır, sıra büyük gösteridedir..
Merakla beklemeye başlarlar ve oda ne, içeriden buram buram “sanat” kokuları gelmektedir!


Bu noktada ben giriyor, ve süreci başlatıyorum, konsept de hazır ha, şimdi geldi aklıma J

*Çıkış noktam “türban” ; sanatçı olarak güncel sorunlara parmak basan, bu sorunları eleştirel bakış açımla yermek adına soyunacam :P ( daha mantıksız bi sebep bulunamazdı herhal)
*Arka fonda müzik olarak, türban takan bi kimsenin çıkardığı seslerin editlenmiş hali ortama kaotik, ve bi o kadar da dramatik bi etki katmayı başarıyor :P
*üstüm elbette “post-tesettür” olarak tanımlamayı seçtiğim kendi tasarımım müthiş bi kostüm ile giydirilmiş olacak, şuan tek düşündüğüm acep kafama ne renk bi türban taksam beni açar?
* dansım ise “modernizme rağmen modern” ismini verdiğim yeni bi segment in ilk örneği olmakla birlikte, sanırım son örneği olacak cinsten gayet modern çizgiler taşıyor !?!?

Ve şov başlıyor!

Türban seslerinin editlenmiş halinden oluşan müzik eşliğinde içeri giriyor ve belki de sinir bozucak cinsten o müzik eşliğinde beklenen ürünü göstermek adına, üzerimdeki elbisenin ilk düğmesini, gayet modern “dens”imle açmaya başlıyorum! Seyirciler mest olmuş ki ne mest(?)

Rakı duruyor, kavun yenmeye çoktan ara verilmiş, bakıyorlar şaşkın ve dehşetle;
“Ne yapıyor bu !?!?”

Bense sürece devam ediyorum, soyuyorum kendimi, soyuyorum ve o da ne !??!
Vücudumda bi anormallik ?? ne acaba, kadınlar biraz daha yakından bakıyorlar, biraz ışık tutuyorlar derken, gerçek kısa sürede anlaşılıyor;
Vücudumu sarıya boyamışım!
Soyunuyorum slibe kadar, ama sllipde dahil sapsarıyım!!?!

Ee ne olacak şimdi, halen daha dansa devam ediyorum, arka fonda iğreti sesler güçlenmeye, vırak vıcık bir hal alarak dinleyenlerin sinirlerini bozmaya başlıyor artık..

Ve gösteriyi bitirirken, sanatçı kimliğimle gerçekleştirdiğim bu gösterinin “alt metnini” ..,
daha açıklayıcı bir ifadeyle bi bakıma konuya ilişkin sanatçı manifestomu içeren bi kağıdı, konsept dahilinde J sarı zarf içinde izleyicilere dağıtıyorum !??!

Zarf da konsept olarak belirlediğim ve türban konusuna dikkat çekmeye çalıştığım gösterimin, alt konsept olarak sarı vücudumla ilişkisini anlatan hikayemi direkt ve en direkt olarak giriyor, ve izleyeni kalbinden vuruyorum..

Vallahi benim de kafam karıştı !??!
Öncelikle türbanı seçerek gündemdeki bi olayı kendi üslubumla eleştiriyor ve soyunuyorum!
Ama ben üstümdeki tesettürü artsam dahi bi türlü çırılçıplak olamadığım gerçeği çıkıyor ortaya ?!?? tesettür olmasa da sarı artık vucudum.. yani ne demek istiyorum??, SARI ile??
Burada da türbanı çıkarmanın kolay olmadığına, türk aile yapısı ve bu ülkenin sosyo-dinamik yapısının türban çıksa bile o kızın kafa yapısına yerleşmiş şeyleri atamayacağına “sarı”nın dikkat çekiciliği ve gelip geçiciliğinden yararlanarak parmağımı basıyorum.

Bilindiği ya da bilinmediği üzere doğadaki en dikkat çekici ve uyarıcı renklerden biri olan sarı, aynı zamanda gelip geçiciliğinde simgesidir; işte bu nedenledir ki taksiler sarıya boyanır!

Burada bi bakıma,
Sarının “gelip geçiciliğiyle”,
-türbanı takma yada çıkarmanın esasında gelip geçici hava civa ve boş konular olduğuna,

Sarının “dikkat çekme ve uyarıcı” özelliği ile de,
-Sorunların aşılmasında daha kalıcı yöntemlerin gerekliliği ve hemen icrasının gerektiğine

işaret ederek mesajımı veriyorum..


Yani bi bakıma; Dünya sanat tarihinde en klas örnekler arasına girme potansiyeli bulunan bu çalışmamı pek de öyle sağlam bir temele, araştırma ve detaylandırma sürecine girmeyerek basit bi çalışma düzeyinde bırakıyorum..

Zira bu yazıyı yazarken ağlayasım geldi.. Ben biliyorum ki bende ne fikirler var, ama söz konusu bu fikirde olduğu gibi, yine kafamdakileri “realize” edemeyecek, yine benim ipimle kuyuya inilmeyeceğini bir kez daha cümle tayfaya göstereceğim;) işte bu bana ıstırap veriyor!

Aslında amacım, yaparak amaçladığım şey;
modern dans tasarımı, landscape müzik tasarımı, moda tasarımı, nasıl daha dikkat çekecek tarzda eleştirilebilir tasarımı .. gibi konularının hepsini bir bütün içinde ele alan,
bir nevi ilginç bi enstalasyon, bir nevi sanatçının, eserinde özne olarak kendini kullanması durumunun ilginç bi örneğini sergilemekti..


aslında ..


neyse ..

seethss!!

Bi haftalık İLK süreç..

Bu bi haftalık süre içerisinde staj yapmaya başladığım “maya iletişim” ortamına,
gayet kontrollü, dikkat çekmeden ve aşırıya kaçmayan bi şekilde adapte oldum diyebilirim..

öyle sabahın köründe gelip işe başlama fantezisi gibi bi trip içerisine girmedim.., yada ne bileyim, çalışanlarla birlikte akşam geç saatlere kadar çalışmaya kalmadım. 11.30 gibi geldim, 18 gibi mekandan ayrıldım. Ama şuda var, bu bi haftalık süre içerisinde,
hiç öğle molası vermedim, dolayısıyla öğle yemeği yeme fırsatım bi türlü olmadı.
Çalıştım, durmadan çalıştım.

Esasında deliler gibi mi çalıştım aslında orası biraz karışık ama, önüme iş konduğunda hayıflanmadan ve iş bitene kadar mütemadiyen önümdeki probleme kitlendim durdum.

Burada teorik olarak bildiğim, yada bildiğimi sandığım şeyleri, bana tanınan geniş zaman dilimi içerisinde uygulayarak öğreniyor, özellikle dekupe konusunda ki teknik yeterlilik ve deneyimi mi her geçen gün arttırıyorum.

Dekupe dekupe nereye kadar diyeceğim günler de kapıda ama ??
dekupe yapmaya asla karşı değilim ama sadece dekupe yapmaya karşıyım arkadaş!!
Zira ben, kendi istek arzu ve hevesime binayen, hırsla çalışmak ve alanıma ilişkin konularda pratik yeterliliğimi arttırmak amacıyla bu staj işine bulaştım..

Burada, mens health, t3, Leziz, Nba Türkiye, trendsetter, Beşiktaş gazetesi gibi bi dizi yayının hazırlık ve yayına gönderilme aşamasına şahit oluyor, ama ne hikmetse bi türlü bu sürecin içerisinde kendime tatmin edici bi yer bulamıyorum..

Bu yavaştan sinirlerimi bozmama sebeb oluyor. Ben bişeyler öğrenmek istiyorum, adım dergide yazmasa bile sürecin bi parçası olduğumu kendi nazarımda hissetmek gerekliliği duyuyor, ve artık somut bazı örnekleri görmek istiyorum..

Evet, ..yorum ..yorum ve yine “yorum” larla biten bu serzeniş faslından sonra,
sadede gelecek olursak, ilk hafta kötü geçmedi, ama girmiş olduğumuz yeni hafta ile birlikte en az bir “level” üste çıkmak belirlediğim yapılacaklar listesinin ilk sırasında yer alıyor ..!

13 Haziran 2008 Cuma

İLK kayratış

ve işte şuanda stajdayım. ve doğal olarak bu yazdıklarım, daha ilk günden işten kaytardığıma kanıt niteliği taşıyor

paso dekupe yapıp duruyor, dekupenin mantığını çözmeye çalışıyorum..
ayrıntıları aksam yurda geldikten ve deliksiz bi uykudan sonra, yeni bi güne merhaba dediğim vakit yazma gereği hissediyorum, zira inanın acaip yorgunum..

gece uyumadım,
kahvaltıyı tam olarak yapamadım
öğlen yemeği yemedim
mola yok. tenefüs yok..

işte olay budur arkadaş. gerçek bir çalışma ortamındayım.. gerçek bi çalışma ortamını simüle etmiyorum, harbi harbi çalışıyorum işte :)

yok, vallaha ben şaka yapmıyorum.., "neo hadi içeri giriyoruz" (bir filmden)
..

ehe he .., bugun ilk gün diye üstüme varmıyorlar ama, görecem ben yarın öbürsü gün bu hayatın istenip istenmeyeceğini :)

olay bu mu imiş yoksa daha başka bişe mi pek yakında burnum sürtüle sürtüle açığa çıkacak ..!

12 Haziran 2008 Perşembe

AÇILIŞ; staj maceram


Bugun güya satajımın bi bakıma resmi ilk günü. Açıkçası staja tam olarak kabul edildim mi? Onun bile bilgisine henüz sahip değilim. İçinde bulunduğum yıl ile birlikye hayatımın yirminci senesini yaşıyor ve daha ilk kez staj yapabilme şansı elde ediyorum. staja başlayacak olmanın getirdiği heyecan anlatılmayacak derecede karmaşık?
Heyecanlı mıyım, hayır ?!! peki ya tedirgin miyim gene hayır ? peki ya “DEKUPE” yapmayı biliyor muyum? Maalesef o konuda da Hayır ??!
Peki ben bu fütursuzca davranışımın ardında yatan gücü nerden alıyorum, sanırım bu güç damarlarımdaki asil kandan geliyor. durumu damarlarımdaki asil kan gibi saçma bir sebebe bağlayabilirim zira zaten içinde bulunduğum duruma mantıklı bi açıklama getirmek imkansız gibi bişey ??!!

Benden ilk etapda, ve hatta sanırım staj süresi boyunca ağırlıklı olarak dekupe yapmam istenecek ve ben halen daha dekupe yapmayı bilmemekle beraber, yaklaşan staj saatiyle birlikte rahat tavrımı bozmuyor ve burada bu yazıyı yazmak konusundaki ısrarımda diretiyorum;
şu anda imkanım var, masaüstünde simgeleri bulunan photoshop, freehand yada illustrator gibi bi programı açıp dekupe yapmanın nasıl bişey olacağına dair en ufak bilgi edinme, yada pratik yapma girişimim bile stajdaki bu ilk günümde kendimi çalıştığım yere kanıtlayabilmemi pek ala sağlayabilir..
helal olsun bana ne diyim..???! Analar ne evlatlar doğuruyor işte. Halen daha çocuk olmatan kurtulamadım gitti. ebe çocuk, burda blog neyim yazacağına dekupe neymiş onu çözmeye çalışsana..


Simdi iki hafta önceye dönerek, hikayemizi anlatmaya başlayalım ve tarihleri bugüne, kaba bi tabirle iş yapmaya gideceğim bu ilk staj günüme doğru getirelim..,

Her şey fakülte bünyesinde bir okul gazetesinin çıkartılacağına ilişkin bi ilanın, fakülte koridorlarında dalgalandırılmasıyla başladı… dalgalandı falan diyorum zira bizim okulda ilanlar karakteristik olarak padişah fermanından da öte, epeyi uzunca hazırlanır ve tavan hizasından yerlere kadar uzanan dikey bezlerden oluşur. Bu bezler üzerinde söz konusu ilan belli bi tipografi düzen içerisinde kompoze edilir, ve gerek yakından gerek dibine de girilse öğrenci bu düzenlemeden bişey anlayamaz.., zira sık sık bize tasarımlarımızda boşlukları kullanmamızı öğütleyen hocalarımıza inat, bu ilanlar alabildiğine bi dizi yatay ve dikey sıralanmış harf, kelime, rakam, logo ve tüm bunların etrafında şekillenmiş ana duyuru metninden oluşur.. Lakin inanın bilinçli bi şekilde boşluklar bırakılmış gibi gözükse de en azından kendi adıma ben, çoğu kez ilanda yazan şeyin ne olduğunu anlamak adına önünde durup biraz inceleme gereği hissediyorum…

Ve aynen öyle oldu, ilanın önünde durdum ve inceledim;
bu ilanda güzel sanatlar fakültesi için bir gazetenin çıkartılacağına ilişkin bir durumun varlığını, ve gazete için bi isim yarışması düzenlendiğini öğrendim, derhal soluğu dekanlıkta, orada o an için muhatap bulamayınca da bizim grafij bölümünden Mehmet Ali Müstacalıplıoğlu hocamın yanında aldım..

“hocam hocam, ben indesign biliyorum, evet yanlış duymadınız,
gittim ve ilgili eğitim kitabını alarak yaladım yuttum evelallah tüm programı, zehir gibiyim hocam.. ama bu programı kullanabileceğim, tüm o çaba ve zaman zarfında öğrendiğim bilgileri uygulayabileceğim bi ortam henüz yaratabilmiş değilim..., duydum ki bir okul gazetesi çıkartılacakmış …“
…
Şeklinde başlayan muhabbet sonucunda okul gazetesini yapan 3 kişilik çekirdek ekibin içinde kendime yer edinmeyi başardım.

Ama her şey bu kadar basit değildi.. iki ayda bi çıkartılması düşünülen okul gazetesi beni elbette kesmezdi.. Kaldı ki gazetenin ilk sayısı eylülde, okulların açılmasıyla birlikte yayına girecekti; oysa ben yaz tatilinin henüz başında, bu tatili bölümüme paralel konularla nasıl verimli geçirebilirimin derdine düşmüş ortalıkta fink atıyordum. ( bu arada fink atmanın ne olduğunu bilmiyorum)

Hemen yeni açılımlar, farklı çıkış yolları üzerine eğilimlendim.. Plan gayet basit idi.
Öncelikli olarak derdimi anlatacak bi staj mektubu yazacak, ardından bu mektubu cümle piyasaya dağıtarak, gelen geri donüşler etrafında şekillenen eleme sürecnde, seçenekler arasından bana en uygun olan yeri belirleyerek ilk stajımı gerçerkleştirecektim.. her şey bu kadar kolay mı oldu varın kararını siz verin :)

Öncelikli sorun, staj mektubunun hazırlanması işiydi. Be cümle kurmaktan anlamayan, hayatında doğru düzgün bi kompozisyon bile yazamamış tiplerden değildim belki ama,
Yinede yazı yamak konusunda pek öyle aman aman bir iddiam yoktu. Olamazdı da, zira ben yazarken gerçekten vurucu, alabildiğine açık sözlü, işi çoğu durumda gırgırvari bi tutum çerçevesinde laçka bi yapıda ele alan bir yazı yazma tarzını benimsemiştim.. yada bu doğrultuda gayret göstermekte halen daha diretiyordum, aynı şuan içinde bulunduğum gün gibi de diyebiliriz, dekupe nin nasıl yağılacağının teknik bilgisine sahip olmadığım halde, yaklaşan staj saatiyle birlikte halen daha bu konuyu öğrenmemekte ısrar ediyorum.

Ama yazmalıydım işye, bi staj mektubu gerekliydi, portfolyo tasarımı yada cv yazımı konusunda hiç bi bilgim olmasa bile bunu yapmalı, beni piyasaya tanıtacak en azından bir a4 sayfasını geçmeyecek bi yazı yazmalıydım.
Gene inadım inat, g^tum iki kanat diyereken saldım parmaklarımı klavyemin üstüne ve dillere destan salaş çizgimden bir miktar dahi olsa feragat etmeksizin beni de, derdimi de, nasıl bir derman istediğimi de anlatan ilginç bir arzuhal yazmayı başardım.
Aslında bu yazı, ne yalan söyliyim, tek bir oturumda yazılmadı, evet yazının başından sonuna kadar sandalyeden bi kez olsun k^çımı kaldırmış değilim ama, işin aslı söz konusu bu arzuhalin içeriği bi dizi evvelden yazdığım çeşitli yazılardaki paragrafların sentezinden oluşturuldu.. üstelik alenen, cebren ve hile ile! Bana da bu yakışırdı.. ne zaman doğru bi iş yaptım ki zaten ..

Yahu ne oluyor, kendimi kötülemeye gerek yok, elbet öğreniriz bizde layıkıyla dekupe yapmayı..., biraz sakin!

Peki cvplar ne oldu? Hangi cvplar diyerek bu pragrafıda açıyorum huzurlarınızda..!
Tam bi fiyaskoydu, seçici olmaya çalışmış, kalitemden ödün vermeden beminle ilgisi olduğunu düşündüğüm konularda çalışan dergilere gönderdim mektubumu.. bu dergiler daha çok bilgisayar donanımı, mobil teknoloji, ve çeşitli teknolojiler J üzerine yayın yapmakta olan dergilerdi. Beklide o muhteşem yazıyı yanlıs yerlere gonderdim. Evet pc magazine, byte, mobimag gibi ilgi alanım dahilindeki dergilere sozkonusu arzuhali gondermistim ama, gonderdigim adres bu dergilerin internet sitelerinin bize ulaşın kısımlarındaki genel mail adresi ve varsa görsel yönetmenin adresiydi.

Hiçbirinden cevap gelmedi.
Gözüm göz değildi artık, kendimi cemaate salmış yada salmak üzereydim. Aslında salıyor gibi yapıyordum dersek çok daha doğru olur.
Mademki benim kalelerimden ses soluk çıktığı yoktu, beni sallamıyorlardı bile, bende çözümü düşmanın en büyük kalesi diyebileceğim zaman gazetesine başvurmakta buldum. Eğer zaman gazetesinden kabul edilirsem, belki bunu kullanarak kendi kalelerimin beni fark etmesini sağlayabilir bu sayede yolumu biraz alengirli bi yoldan da olsa bulabilirdim..

Kafamda tasavvur ettiğim kadarıyla bu adamlar,
Bir subay çocuğu ve ülkenin en iyi grafik tasarım bölümünde okuyan beni, elbette ellerinden kaçırmak istemezlerdi. Üstelik zaman gazetesinin iki tane indesign bilen genç stajyer alacağı haberini pek güvenilir olmasa bile, yinede denemeye değer diyebileceğim bi kaynaktan almıştım..


Ama lanet olsun işte,
Her tarafa biz herkesin sesiyiz diyen zaman gazetesi, tamda onların isteyebileceği tarzda öteki taraftan gelip kendini cemaate altın tepside sunan beni fark etmiyorlardı bile.. yahu, gazete binasından içeri bin bir emek ve zorlukla girdikten sonra, danışma engelini elli takla atmama rağmen bi türü geçememiş, bi türlü istediğime ulaşamamıştım..
sabah yola çık, bilmem kaç vesait değiştirerek kadıköyden yenibosna daki zaman gazetesi binasına ulaş, ve tüm bu sürecin sonunda saatler öğleni gösterirken elde ettiğin tek şey, gazete binası içinde ücretsiz dağıtılan zaman gazetesi olsun..!


fiyasko ötesi bu gelişmeyle çıktım yollara , fonda Orhan baba, batsın bu dünya !!!
hey yavrum ki ne hey. Hey hey ki hey

gözüm kararmış, sardırırcasına okula ulaşmaya çabalıyorum artık, yemişim bireysel girişimi?! direkt dekan, direkt bolüm başkanı, hiç birimi yok, hemen bolümden bi hocanın önüne çıkıp serzenmek istiyorum bağıra böğüre.., en çok da Mehmet hocanın okul binasında, yerinde olmasını istiyorum.. en iyi o anlar benim derdimden ..

vapurda elime beleş verdikleri zaman gazetesini almış inceliyorum, vauvv bişey keşfediyorum o anda bakarken gazeteye.., zaman ın tersten okunuşu namaz !??! yuhh , ulan yapmaya çalıştığım iş harbi sakat mevzuu, vapurdayken iyiden iyiye sakinleşen kafayla bunu daha bir iyi görüyorum..
gerçi Atatürk çocuğuyuz, zaman da olsa vakitte olsa hepsi hikaye, biz güneydoğuda terör belasının içinde büyüdük, etiler bebesi miyiz ula biz bizim safımızı iki çetrefilli sözle, sazla , parayla değiştirmeleri kolay mı??! ama insan gene de düşünmeden edemiyor..

hepsini geçtim, pedere bunun haberi gitse nasıl açıklarım. Bi ton laf, azar, al başına belayı sora.. peki pederindumunu, asker ailesinin şanını şerefini geçtim, aileyi düşünmüyorsun bari kendini düşün, yahu bunun sonrasında ben kendimi nasıl aklarım; işe başvuruyorsun, devlet işi o noktadan sonra zaten her türlü yasak, bu durumda son şans en basitinden çalışmak istediğin bir şirkete portfolya gönderiyorsun, kabul etmiyorlar seni, neymiş efendim cemaatle ilişkilerim varmış muş miş imiş vışş.. blav blav .., gelde anlat millete işin aslını.. ,
diyorum ya, halen daha çocuğum ben, büyümek haram bana..


ama şunu düşündüm, izlediğim yol, yordam ciddi anlamda yanlış olmalıydı.. ne kendi kalem olan dergilere nede onlar için bir arzu nesnesi olmama rağmen zaman gazetesine kendimi gösterememiştim.

Hemen yeni bi planla okul binasına girdim, “grafik bölüm başkanı sema ıgaz temel” yazılı odanın önünde kıvranmaya başladım, kapı zaten açıktı, oda içerde bi telefon gorüşmesi yapıyor olsada , fazla meşgul durmuyordu. Derhal damardan ve bi o kadar da utanarak daldım odaya. İşaret etti, oturdum, görüşmesi bittiğinde derhal girdim konuya, o kadar açık sözlü, girişken, konuşkan biri değildim. Tek celsede içimdekilerin mümkün mertebe hepsini kusmaya çalışmalı, ardından boynumu büküp karşıdan gelecek cevabı beklemeliydim..
Aynen öyle oldu, sacil durumlarda spontane çıkışlarımla meşhur idim zaten, verdim coşkuyu.. biraz manipüle ederek hikayemi anlatmaya başladım;

Hocam dedim, ben indesign biliyorum, her yere başvurdum, ama onca başvuru arasından tek bi yerden cvp geldi dedim_ biraz sıkıntılı bi şekilde,
Neresiymiş orası dedi_ o an için tepkisi normal bi şekilde,
Elimde kimse görmesin diye bilmem kaç kez katlayıp buruşturduğum gazeteyi açtım ve zaman logosunu hocanın görmesini de sağlayarak konuşmaya devam etim,

Hocam bi bunlar kabul etti, hocam ben subay çocuğuyum, hocam beni kurtarın bu cemaatin elinden _ diye diye başladım ağlamaya, gözyaşı olmadan.., anladınız siz onu..
atış serbest ama insan yinede daha fazla yalan söyleyemiyor , boğazımda düğümlendi bi noktadan sonra yalanlar_ sustum ve yanıtını bekledim..

sağ olsun oldukça yardımcı oldu, oldukça sıcak bi şekilde sohbet etti, derdimi dinledi ve bölümde benim gibi indesign bilen birilerini uzunca bi süredir aradığını, ancak birinci sınıflara bakmayı hiç aklından geçirmediğinden bahsetti. Sanırım gözüne girmiş olmalıyım ki, hemen o anda bana iş bulma sürecini henüz ben odadan ayrılmadan başlattı, kendi telefonundan orayı burayı arayarak “eren erengonul” ismi yönetiminde çıkmakta olan mens health dergisinde bana beş dakikadan kısa bi sürede staj ayarlamayı başardı.

Kral hocaymış valla helal olsun!


Peki ya sonrasında gelişen süreç, sonrasında neler oldu, ee tabiî ki zaman kaybetmeden mail attım eren beye, yani bi bakıma ilk patronuma :P
ve halen daha akıllanmamış vaziyette, o artık yanlış olduğunu iyiden iyiye düşünmeye başladığım arzuhal tipi staj mektubunu ona ilk patronuma gönderdim?
Gerçi eren beyin patronum yada amirim olduğu gerçeğini bildiğim halde o laçka yazıyı halen daha göndermemin kritiğini yapmaya kalkarsak, o davranış benim halen daha akıllanmadığımı mı, yoksa deli mi olduğumun göstergesidir?!?!?
buna şimdi meşhur staj mektubumu okuma şerefine münhasır olacak siz karar verin;


Merhabalar,
nerden başlanır bilem ki ..
kısaca özet geçmek gerekirse;
ankara anadolu güzel sanatlar lisesinden mezun olduktan sonra marmara uni. grafiği kazandım ve halihazırda bu bölümde okumaya devam ediyorum.
babamın subay olmasına paralel doğusundan batısına, karadenizine, kıbrısına kadar türkiyenin bi çok kentinde ikamet etme fırsatım oldu. İlköğretim yıllarında başlayan deli gibi okuma serüvenim, sonrasında deli gibi yazma, ve ardından belli bi kalıba oturarak bilinçli ve düzenli bir yazma eylemine dönüştü. bugün mobil teknoloji çatısı altında başta cep telefonları, özelliklede linux, windowsce, symbian gibi sitemler üzerinde çalışan pda dediğimiz bilgisayarvari telefonlarla alakalı çeşitli portal ve forum sitelerinde yazıyor, moderatörlük, editörlük, yönetici gibi vasıflarla bu sitelerdeki bilgi akışının kontrolünü, genel düzeni ve tüm bu sürecin mütemadiyen işlemesini sağlıyorum.
yarı profesyonel olarak bisiklete biniyor, sahip olduğum canon 400d fotoğraf makinesı ile fotoğraf çekiyor, gene internette teknoloji, bilgisayar donanımı, dizüstü bilgisayarlar, lcd ve plazma televizyonlar, fotoğraf-vidyo, sinema gibi hobilerle haşır neşir oluyor.., hatta çoğu durumda bu uğraşılarımı hobilikten kaydırıp kendi içinde belli bi uzmanlık seviyesine doğru ilerletiyorum, ilerletmeye çalışıyorum. Kabaca zaman yaratabildiğim hemen her an, bu konular üzerine ciddi anlamda kafa yorarak kendime bir yeni uzmanlık alanı daha yaratıyorum ve bunun sonu yok gibi bişey diyebilirim. okuyorum, yazıyorum, çiziyorum, sürekli gözler açık takip ediyorum herşeyi .,
ama her şeyi ... vesaire
son döneme –marmara gsf grafik macerama- bakacak olursak,
Öncelikli olarak sanatsal formasyon ağırlıklı derslere yoğunlaşarak, daha önemli gördüğüm felsefe, sosyoloji, estetik, sanat tarihi gibi konularda belli bi yere kadar kendimi geliştirmek, ardından bölümümün gerektirdiği photoshop, freehand, indesign, yazı, kaligrafi gibi konular üzerine yoğunlaşmak gibi bir amaç-ı gaye ile ola çıktım(*çıkmıştım).. her ne kadar bölümün yoğun temposu içinde istenilen düzeyde bu arzularımı gerçekleştirememiş olsam da, bu uğurda verdiğim çaba halen daha devam etmekte ve bunun fakülte hayatım boyuncada mütemadiyen böyle sürmesi aldığım öncelikli yapılacaklar listesinin baş sıralarında yer alıyor.
*çıkmıştım,
Ve artık “An” itibariyle sanatsal formasyon derslerinde belli bi kıvama geldiğimi düşünüyor, ve başta indesign, freehand(illustrator), photoshop olmak üzere alanıma paralel bilmem gereken programları öğrenmeye yönelik büyük bi gereklilikle beraber istek hırs duyuyorum.
Bu programları öğrenmek adına yoğun efor sarfediyor,
Ve yavaşdan da olsa artık, ilk somut örnekleri göreceğim günlerin hayaliyle yaşıyorum.
Bu somut örnek;
*Photoshop dan gelen “piksel”
* illustrator den gelen “vektör”
* ve kelime işlem programlarından gelen “yazı”
bazlı tüm içeriklerin,
*indesing adlı güzide programla mizanpe edilmesi ve pdf olarak ilk ayağı tamamlanan tüm bu sürecin, baskıya gönderilmesini izlemek ve o baskı sürecin dede yaşanan problemleri tanımak ve çözüm yollarını öğrenmek olabilir.
Büyük bir istek ve arzuyla öğrendiğim bu programları kullanmaya yönelik bilgi ve becerimin körelmemesi adına, bana uygun bi çalışma pozisyonu yaratmanızı canı gönülden istiyor ve amacımın kesinlikle para olmadığını, ama amacımın staj adı altında maket hazırlamaktan öteye gitmeyen angaryavari bi süreç yaşamak olmadığını da belirterek bu “staj/iş/ destek/(artık adını siz koyun)” isteyen mailimi burada sonlandırıyorum. Samet Aksuoğlu – face1tr

di mi ama ne yazmışım :)
okurken heyecanlanmadınız mı? Fark etmediniz mi bu yazıyı normal biri değil, özel birinin yazdığını, ben sadece yazımda bunu hissettirmeyi amaç edindim. Ben vasat bi eleman bi kenara, daha iyi bi örneği olamayan biriydim. Atıyor muyum, tutuyor muyum, doğru belki? Daha dekupe yapmayı bile bilmiyorum. Olaya bu perspektiften bakarsanız yalancının önde gideni bile ilan edebilirsiniz beni : ) ama dekupe de neymiş be kardeşim, ben topluma yön verme tutkusuyla yaşayan, bu uğurda gsf de okumaya başlayan biriyim,
bi dekupe mi engel olacak sanatımı icra etmeme,
ben sanat diyorum, tipografi diyorum, heyecan diyorum, ekşın istiyorum..,
karşıma koymuşlar DEKUPE !

ama amaç da bu zaten, amaç sanatçı olurken, mümkün mertebe tüm zorlukları deneyimleyerek kademe kademe o cafcaflı unvanı elde edebilmek.. Ben zoru seçtim ve bu benim kendi isteğim.., stajmış ne stajı, yaz stajı.., peh yok ebesinin triger kayışı..,
bunlar boş mevzuular esasında, sanki staj mıtaj sallayan mı var bizim okulda; dört yıl boyunca okuyup ardından yapılmış gibi düzenlenmiş bi staj belgesiyle, sıfır iş deneyimine sahip bi şekilde mezuniyet diplomasını eline alan, ve bu şekilde de gayet güzel paralar kazananlar var..,

ama inat değil miyim, kafaya taktımıydı beni caydırmak imkansız değil mi?
Aynen öyle olacak, süreci sıfırdan alıp basamak basamak, mesleğimin her türlü incığını cinciğini öğrenerek emin adımlarla kreatif direktör olacam.. sora elin operatörü, elin stajyeri, bu adam ne anlar bizim halimizden diyerekten cazz yapmasın karşımda ..
Bak diyorum işte, sırf bu olmasın diye öürencilik hayatım boyunca ben onlardan daha ezilen, daha yorulan, daha çalışan olacam..
aha buda burada , staj maceramı içerecek bu blog sayfasının ilk msjına, yazarak ölümsüzleştirdiğim ilk yemin olsun .. ,
De hadi bismillah
Süreç başlasın !!

Bi saniye yahu?
Bu ne gaz, ne büyük temaşa?!?!
Saat oldu on buçuk, dün haber verdik orada görevli amirlerimden birine, altını çizerek söyledim, saat 11.30 gibi eren beyi, büyük boss ‘u görmeye geleceğimi.. yok yok, bizden adam olmaz be kardeş, sırf hava, sırf ara gazı.. daha işe vaktindei hem de ilk gününde gidemez olduk iyi mi !??!

Güç derman mı kaldı da hazırlanıp gideyim şimdi staj yerine,
Haa sanki bide dekupe yapmayı biliyormuş gibi?
Gidip de hadi bi seni deneyelim dediklerinde şapa oturmak var işin ucunda…

Üstelik dekupe denen, o hafife aldığım, basitinde ötesine indirgediğim şey yüzünden.

Hemen Uzakdoğu felsefesini esas alan bi moda sokuyorum kendimi?
Dekupe önemli bişey! evet, hemde ne önem, ne büyük bi olay; O felsefenin görünen kısmı; esasında durmadan önüne atılan o objeleri, türlü yol ve araç kullanarak bilgisayar ortamında dekupe etmek, grafikerin sahip olması gereken iç disipline giden yolda ilk durak..

Dekupe dediğin özel bi gayret, zaman ve özveri gerektiriyor, bir iç disiplin yani :P
Dekupe grafikerin özünü bulmak için çıktığı yolculukta başarı ile altından kalkması, layıkıyla özümseyip yutması gereken bi süreç?? Ben grafikere grafiker demem, dekupesi sağlam olmadıkça diye bir söz var mı bilemem ama ahada burada ben zikrediverdşm işte.. tüm camiaya hayırlı uğurlu olsun! Yeaup?

Bugün de stajımın güya resmi ikinci günü,
Ama gel gör ki dün gitmem gereken stajımın ilk gününe dahi gidebilmiş değilim.. en büyük korkum, aynı şeyin bugünde olması.., İnanılmaz bi boşluk içindeyim, aşmak istiyorum, ermek istiyorum biyerlere, bi konuda… yaz tatilinin gelmesiyle birlikte biraz da kişisel gelişim üzerine eğilimlenmek kendime vakit ayırmak istiyorum.. çok mu sizce istediğim ??!

Bu doğrultuda dün biraz kendime vakit ayırma yolunu seçtim, yattım uyudum, döndüm durdum yatağın içinde ,
Mademki mens health da çalışacağım, bu derginin nasıl bişey olduğu üzerine kafa yormaya çalıştım..
Ve birden ne göreyim, meğersem çalışacağım dergi, boxer yada fhm gibi kaba bi tabirle Abaza türk erkeğinin dergisi olmak gibi bi gaye ile hazırlanan bi yayın değilmiş..
Çok şaşırdım çünkü dahası da var. Dergi 2 adımda kız kaldırın, üç günde nirvanaya ulaşın, evde beş, arabada onbeş yapın gibi aslında biraz uyanık hemen herkesin yazabileceği sallamasyon içeriklerden ziyade, bu ülkenin yetiştirdiği en iyi beyinlerden oluşturulmuş bir ekiple daha komplike konular çerçevesinde yayın yapıyor.. vallahi takdir ettim, o zaman ciddi anlamda sağlam bi dergi bu.. arka planında bu kadar bilgili bi ekiple yayın hayatını sürdürmeye çalışan bi ailenin parçası olmak bana büyük mutluluk verdi.. sürdürmeye çalışan diyorum zira anladığım kadarıyla bu dergi tam olarak ne yaptığını hedef kitlesine ulaştırabilmiş değil, derginin asıl amacı kamuoyuna ulaştırılabilse, şu ana kadar kati suretle bu dergiyi almayı düşünmemiş olan nice erkek, bu derginin müdavimi olabilir gibime geliyor..


aslında hiç de havamda değilim.., ama bugün dekupe neymiş onu öğrenmeye çalışacağım,
belkide bugünü, bu yazıyı net ortamına çıkartmakla geçiririm, birinci ve ikinci günü tek döküman üzerinde yazdığım için bi gün geç açmak drumunda kalıyorum bu bloğu..
planlı ve programlı bi şekilde photoshop üzerine kafa yormalı, ve dekupe olayını en kısa sürede kotarmalıyım..